ŞAMPİYON

Pazar, Haziran 1 4 Yorum


Biz şampiyon olduk. ...
Yok canım, öyle goller yağdırmadık minik sahamıza ama...
Şimdi haklarını yemeyelim, takımı abla-kardeş götürdüler neredeyse, gururlanmadım değil hani. Övündüğüme de bakmayın zaten 3-5 yaş arası çocuklardan oluşan futbol takımlarından bahsediyorum. Harun'un deyimiyle sadece "hopbol" oynuyoruz biz. Büyüyünce olacağı şeylerden birini de "hopbolcu" olarak tanımladı şimdiden. Vatana millete hayırlı olsun. Heh!  Biz nasıl mı şampiyon olduk?



Bizim yumurcaklar Amerika'da doğdu fakat "pre-kindergarten" denilen anaokuluna başlamadan önce, basit bi kaç kelime dışında İngilizce bilmiyorlardı. Bu konu açılınca diyorum ki, "Biz önce anadillerini  güzelce öğrensinler diye bilinçli olarak İngilizce kaynaklardan uzak tuttuk mümkün olduğunca. Evde de hep Türkçe konuştuk." Laf aramızda zaten başka bi şey konuşamazdık benim İngilizcemle. Ama bu kadar ayrıntıya girmeye gerek yok herkese. Bi kaç cümle öncesine kadar gayet entel bi açıklama olarak görünüyordu di mi. Şaka bi yana, gerçekten arada Dora dışında pek İngilizce çizgi film seyrettirmiyor veya şarkı dinlettirmiyorduk. Ama ablamız anaokuluna -preschool- başlayınca her şeye kapılarımızı açtık.


Meral bu yıl çok daha iyi, Harun da gün be gün geliştiriyor kendini, onun hikayeleri ayrı bi komedi. Bu geçen süreçte dikkatimi şu çekti; bizim çocuklar anlamasalar da çok güzel anlamış gibi davranabiliyorlar. Bi de üstüne soruları ya da anlatılanları çok anlamış gibi Harun "Yeah! Yes! Okey" deyiver miyor mu... Bi yandan hoşuma gidiyor, demek ki bizim oğlan gayet uzlaşmacı bi çocukmuş, her şey okey! Meral ayrı bi alem. Hele o dönemler... Yeni yeni cümleler, kalıplar oturmaya başlamıştı diline. Ne varsa aklında ya da zihninde hangi cümle hazırdaysa, soru ne olursa olsun, bi  yes, sonra da alakasız hazırladığı cümleleri söylüyordu. Olsundu. En azından konuşuyordu ya bi şeyler... Yeter ki konuşalım biz, alakalı alakasız farketmiyor, genetik olabilir bu.


'Hopbol' sezonun başında, çalışmalara gittiğimizdeki sahneler hep aynıydı. Ben, biri 2 numara biri de 5 numarayı seçen çocuklarımın hemen dibinde, dizüstü vaziyette bir anne... Koç ne derse tercüme ediyordum onlara, öyle yapmak zorunda hissediyordum. Bi yandan adamcağızın veya diğer miniklerin rahatsız olabileceğini düşünüyordum ama bi yandan da bizimkilerin bi şey anlamaz vaziyette öylece bakıp durmalarını sindiremiyordum. Zaten ilk antremandan sonra ikinciye gitmek istemediler. Neyse ki sonrasında "bi sefer daha gidelim eğer istemezseniz yine, o zaman bırakırız" diye anlaştık. Şükür ki sonra daha rahat hissettiler herhalde ki antremanları iple çeker oldular. Sağolsun koç da ilgili davrandı.Velhasıl, benim için zor bir başlangıç oldu ama çocukları bilirsiniz, ikinci seferden sonra hayatlarından gayet memnunlardı. Ben ise hala stresli... Sezonun sonunda ise, şükür ki ben sahanın kenarından seyrediyordum onları. Bi kaç antremandan sonra artık benim tercümelerime ihtiyaçları kalmamıştı. Meral ilk golünü kendi kalesine atmış olsa da öyle öyle öğreniliyordu hayatta bazı şeyler. Yine de şampiyonum oldu onlar...



Harun'un dikkatini çekti daha ilk oyunlarda, sordu; 'bizim niye kalecimiz yok!?' Dedim, 'bu takımda herkes kaleci, herkes golcü.' Çabuk kavradı meseleyi ki yeri geldiğinde kendi kalesinin önündeki kritik! topları kapıp, karşı takımın kalesine kadar sürebildi ve çoğunlukla da golledi atışlarını. Meral de kavradı güzelce meseleleri. Takım olarak bi şeyler yapabilme kabiliyetlerini ortaya çıkarma amacı dışında, şartlara göre hareket edebilmeyi de öğreniyorlardı farkında olmadan. Hay Allah'ım, Tusuba'nın iç sesi gibi konuştum. Tövbe Ya Rabbim. Olacağı buydu zaten. Millet olarak futbol sevgisi genlerimizde mi vardır nedir, üstüne yüksek dozda Tusubasa seyretmek de eklenince olacağı buydu... Diyorum ya genlerden midir nedir, abla-kardeş sezon buyunca, dil hususunda başta biraz zorluk yaşasalar da, güzel oynadılar. Annelerden bazıları, evde çalışıyorlar mı diye sordu. "Hayır, ama futbolla ilgili çizgi film seyrediyorlar" deyince, fikir hoşlarına gitti. İyi oynasalar da oynamasalar da, hem kaleci hem golcü olmayı öğrendiler ya, şampiyonumdu onlar daha baştan... 


Bunların dışında bir de meselenin gurbete bakan tarafı var ki içimi sızlatan bi pencere de buraya açılıyor eninde sonunda. Oyunları seyretmeye çocukların ebeveynlerinin dışında, yakın akraba veya anne-baba arkadaşları da geliyordu. Dedeler, nineler getirdikleri sandalyelerden torunlarına tezahürat yapıyor, teyze-amca dediklerinin -diyeceğim ama gerçi çoğunlukla çocuklar isimle hitap ediyorlar büyüklerine de- sesli destekleriyle bi o tarafa bi bu tarafa koşturup duruyorlardı. Genelde eşim musit olmadığından, sadece ben bi kenarda bağıran oluyordum bizimkilerin isimlerini top onlardaysa; "Go Meral go! Get the ball Harun! Go! Hadi Meral! Hadi Harun!" Ortaya karışık... E haliyle sahneye üzülmüyor da değildim. Ne kadar isterdim, onları canları kadar sevdiğinden emin olduğum dedeler, anneanne-babaanne, teyze-hala, dayı-amca coşkusuyla koştursunlar onlar da... Kafalarını kaldırınca, o kalabalık içinde, onların heyecanına ortak candan simalara gülümsesinler. O mutluluğu iki taraf da yaşasın...

Ama şimdilik bu sahne, düşünürken tebessüm ettiriyor da geride tarifsiz bi sızı bırakıyor. Bazen kendime sormuyor değilim hani, çocukları yakınlarımızın ilgisinden, sevgisinden, onların atmosferinden mahrum bırakmakla ne yapıyoruz acaba... Tam da yine böyle sorular zihnimde kendi çapında cirit atarken, Allah rızası adına, insanlık adına düzenlenecek bi yemeğin davetiyelerini yazıyordum. Hiç tanımadığım insanlara... Hiç tanımadığım insanlara, bu düşüncelerle yoğrulmuş dolu dolu gözlerle, davetiyeler hazırlıyordum. Hani bi noktada insan kendini değil de canpare emanetlerini düşünür, onlara bürünür ya... O civarlardayım ben epeydir. Şükür ki, bu iç fırtınalar arasında tutunacak bi dalım, sukunete erecek bi sahilim var, onu hatırladım... Ahiret inancımız olmasa ne yapardık, düşünemiyorum bile. Yani ahirete inancım olmasa...


Yakınlarımıza uzağız diye üzülmüyor değiliz, bu gayet bariz ve ancak yaşayan anlayabilir bunu. Her ne kadar hiçlik çemberinde olsam da, ya yakınlığı mesafelerle ölçülemeyecek olan O'ndan mahrum olsaydık... Asla neticesini bilemeyeceğim ihtimalleri düşünüp kendimi üzmektense, halime hamdedip, ister istemez ötekileştirdiğimi hatırladığım 'ötedeki dünya'yı düşünüp, bi kez daha niyet tazeleyince, varsın alkışlayanları olmasın, varsın isimlerini haykıranlar, başüstünde şımartanları olmasın, varsın uzaklardaki yakınlarının muhabbetini can-ı gönülden hissetmeyi öğrensinler de yeter ki, şahdamarlarından daha yakın Olan'a uzak düşmesinler..diye dökülüveriyor kalbimden. Ben böyle basit bi şeyi düşünüp duygusallığa bağlıyordum meseleyi de bi iki maçtan sonra baktım bizim kuzuların isimlerini öğrenmiş diğer anne-babalar. Maçlarda da aktif oldukları için, sonraki maçlarda benimle beraber bizimkilere tezahürat yapanlar vardı artık. Ne diyeyim... Alkışlayanları olsa da olmasa da şampiyonumdu onlar benim...
   

Oyunun amacı her ne kadar kazanmak ya da kaybetmekle ilgili olmasa da, benim açımdan kısmen öyleydi. Yani gol atmak babından değil. Okul dışında çocukların herhangi bi sosyal ortamda kendilerini öteki olarak hissetmediklerini görebilmekti amacım. Büyüdükçe, bi şeyleri idrak etmeye başladıkça adım adım hislerini öğrenme, anı kaçırmama telaşındaydım. Hopbol da buna vesile olacak bi ortamdı. Belki onların böyle bi endişesi yoktu, ama benim yaşadıklarım, duyduklarım, gördüklerim vardı. Muhtemelen de kendileriyle ilgili böyle bi düşünceye, hisse kapılmayacaklar inşallah. Fakat bi adım ötesinde annelerini ötekileştirmeye giderlerseydi diğer endişem. Sorularının sağanak sağanak yağdığı bi dönemdeler ikisi de. Artık ikisi de her şeyin farkında, farklılılkların farkında. Nasılsak öyle olduğumuzu görmelerini istedim kendi dünyalarında. Aidiyet hislerinin pekişmesini aynı zamanda... Her gol attıklarında koşup bana sarılmalarıyla, ya da kaçırdıkları gollerde bana bakıp bi 'napalım olmadı bakışı atmaları'yla, yeni edindikleri arkadaşlarıyla yarım yamalak ama kalpten anlaşmalarıyla şampiyonumdular çoktan. Bitiş düdüğünü duymaya gerek kalmadan...     

4 Yorum:

  • Adsız dedi ki...

    Canlarimmm benimmmm yaaaa

  • Plaza Sesi dedi ki...

    yesinlerrrr <3 ay benim kızımda büyüsün böyle kocaman olsuunnn :))

  • Adsız dedi ki...

    ...........

  • Adsız dedi ki...

    RA

Yorum Gönder

 

©Copyright 2011 Demlikalem | ...