UZUN İNCE BİR YOLDA HERKES GİBİ

Salı, Haziran 12 14 Yorum
"Sen yersin sütlaç, ben yerim bulamaç
Sabah olunca bakarsın sen de aç, ben de aç..." sözüne özdü aslında hayat. Ne giydim, ne yedim, ne içtim, ne dedim, ne dinledim, neredeydim, ne seyrettim, ne bekledim... ne önemi vardı. Ehemmiyetleri neyin etrafında döndüklerinde değil miydi. Ne/kim olduğundan çok ne sebeple, ne/Kim için olduğu önemliydi.
Bi söz söylenirdi; "Güneşiniz her ne ise, dünyanız onun etrafında döner." Dünyası bir sahneydi. Başrolde o vardı. Ve bilmem kaçıncı filmini oynadı her gün, her saniye.
Sahne farklıydı, esas oğlan, esas çocuklar, esas aile her aynaya baktığında değişen, ama değişmeyen karakterlerdi yine. Başrolün aynasındaki değişiyordu, fonda manzara değişiyordu, gece-gündüz dilimi değişiyordu, yazın-kışın nevri dönüyordu, çocuklar kucağından eteklerine inmiş, şimdi de elinden tutuyorlardı. Güneşi değişmiyordu. Arada tutuluyordu ama güneşinin orada olduğunu bilmek bile ona yetiyordu. He bi de, bu kadar değişken arasında esas oğlan nasıl oluyor da filme girdiğinden beri değişmeden kalıyordu. Şaşıyordu. O kısmı ayrı bir muammaydı. Çoğunlukla "atı alan Üsküdar'ı geçtikten sonra değişiyor" diye şikayetler duymuştu. Ama o, içinden "değişseydi ya azıcık" diye şikayet etmekten korksa da, sıklıkla bunu fısıldıyordu. Anlayamıyordu. Yorulmuştu. Anlayamamak da yormuştu bi zaman sonra. Yorulmaktan yorulmuştu. Artık anlamazlığa veriyordu. Vardır bir hikmeti deyip,  yaşadıkça tekrar yazılan senaryosuna dönüyordu.
Her gün döndüğünde yeni bir dünyaya, değişik bir sahneye uyandı esasında. Her hadisede başka bir deryaya daldı. Bütün memleketi zamanı boyunca, bütün yollar uzaklığınca, dem dem üstüne damladıkça, zaman su misali akıp da taşıdıklarıyla taştıkça yazdı. Kimini sildi, kimini sakladı, kiminde güldü, kiminde eğlendi, kiminde ağladı, kiminde umursamaz davrandı. Ziyadesiyle "dert söyletir" sözünü anladı, zira en neşeli vakitlerinde, en mutlu olduğunu sandığı vakitlerde yazamazdı. Sadece şükre medyun olurdu da yaşatanı övmek gelirdi gönlüne. Dili de farklı değildi, kalemi de. O nedenle çocuklarından da pek bahsedemezdi. Onları anlatmaya başlasa, bi yerde ki sözün başlangıcına en yakın yerinde, can parçası emanetlerini, kendisine emanet edene teşekkür edip, yalvarmaktan, yakarmaktan başladığı cümlelerin sonu gelmezdi. Keşke'yi sevmezdi pek, ama keşke ezberden yaşamasaydı. Her gece çocuklarını, uydurduğu ninnilerle uyuturdu. Ezberden söylenmemiş, her seferinde hissederek, tekrar tekrar düşünerek, her seferinde ilkmiş gib söyleneni, taptazeymiş gibi, dalından yeni koparılmış gibi kokan ninnilerinin tadını anımsar mıydı çocukları, bilemezdi. Ama o bu sahneleri, ninni kokan uykulara dalan emanetlerinin o hallerini bir gün özleyecekti...
Gözü sıklıkla göklerde, kulağı seslerdeydi. Gittiği yerleri memleketi bellemek hevesindeydi de her seferinde hevesi kursağında kalıverirdi. Ne yaman sınavdı. Her sahnede defterlerini dolduruyor, ne var ne yoksa kaydediliyor, büyük finalde ne söyleyeceğini unutmamak için tekrara muhtaç olduğunu biliyordu. "İnsan, nisayandan gelir"di. Bunu çoklukla farkediyordu, demek ki çoklukla nisayana düşüyordu. Çevresinde arkadaşları varken, biri elinden bi şekilde tutuyordu. Elinden tutan esasında O'ydu, biliyordu. Memleket günlerinde de hadiseler perde oluyordu.
Geçmiş- şimdi- gelecek diye bir çizgi yoktu onun yurdunda. İçiçe geçmiş helezonlardan ibaretti zaman. İyi ki de öyleydi. Bazen uzanasa diğer bir daireye boyu yeter miydi, el uzanır mıydı, ses etse, sesini dudyurablir miydi, hep merak ederdi. Ama ürkerdi utancından. Sonra da ürktüğünden sebep utanırdı. Helezon içinde dönmeye başlardı. İçindeki taşardı, taşırdıklarını yazardı. Yazdıklarını silerdi, silerken göz yaşıyla uğurlardı gidenleri. Gelenlere yer açardı gözünde, gönlünde. İç içe geçmiş zamanlar dilimlerinde, kulağı seslerde, aklı yerde, fikri göklerde, gider gelirdi.


İnsanın, yolcu halini severdi. Taşın, toprağın, suyun, ırmağın da yol halini. "Bu şehir girdap gülüm" derken kendi memleketine seslenirdi. . Tam da bu şarkıyı diline doladığı bir seferde; bir kitap ona şöyle dedi; "Ey insan! Fatır-ı Hakim'in senin mahiyetine koyduğu en garip bir halet şudur ki, baazzen dünyaya yerleşemiyorsun. Zindanda boğazı sıkılmış adam gibi "of! of!" deyip, dünyadan daha geniş bir yer istediğin halde, bir zerrecik bir iş, bir hatıra, bir dakika içine girip yerleşiyorsun. Koca dünyay yerleşemeyen kalp ve fikrin, o zerreciklere yerleşir. En şiddetli hissiyatınla o dakikacık, o hatıracıkta dolaşıyorsun." ...  Analdı ki girdap kendisiydi. Sahneler değildi. Bildiklerini unutmuştu. Bir zamanlar bildiğini biliyordu. Bilmediklerini farketmişti. Bilmemenin rahatlığı, unutmuşluğun azabı girdabını çalkalıyor, çalkalandıkça taşıyordu. Sükunet bulduğu limanlar vardı elbet. Zihnin rüzgarında kasırgaya tutuluyordu da limanlarda sadece hali ayan-beyan avare, şaşkın duruyor, daha dalgaların bıraktığı tuzu kurumadan ya bir başka sahnede yine girdaba salıyordu kendini. Ya da dağa, taşa vuruyor kendini, bir gölgelik arıyordu. Bir de bir ses. Mevlana değildi ki Şems istesindi. Yunus da değildi ki, Emre'nin yolunda yere serilseydi. Dostluğu var edenden ziyade dost olmazdı, farkındaydı. O kadar bilmezlik içinde, sarhoşvari, ne de çok biliyorsun ya diye kendine çıkışırdı. O Dost'tan gayrı ne aranırdı ki... Bi de nasıl aranacağını bilseydi...  ... ....

"Veysel misal, Uzun, ince bir yoldaydı, herkes gibi. Uykuda dahi yürüyor, kalmaya sebep arıyordu"... Ayakta uyuyordu, gidiyordu, başı bulanıktı, ayakta uyumaya devam ediyordu...


14 Yorum:

  • Ahu dedi ki...

    Yaaaaa dedim yazını okuyunca. İşte böyle. Teşekkürler canım.

  • birgaripSeyma dedi ki...

    kalemine sağlık çook anlamlı çok güzel bir yazı olmuş:))

  • deeptone dedi ki...

    ne güzel ifade etmişsiniz kendinizi. yani sizsiniz tabii ki yazıdaki. buna denecek şey hayat!
    :)

  • Demlikalem dedi ki...

    Ben tesekkur ederim Ahucum, iyi ki varsın :)

  • Demlikalem dedi ki...

    1* Hangisi, 2* Bu yazıdaki resimlerin alındığı yerleri resmin üzerine gelince görebilrisiniz.

  • Deli Anne dedi ki...

    Seviyorum seni arkadaşım.. şükür kavuşturana, buluşturana:) hayırlı kandiller.

  • Demlikalem dedi ki...

    Deli Annecim, Rabbim seni daha cok sevsin. Amin, sukurler yuceligi kadar...

  • Follow_me dedi ki...

    fotolar o kadar güzel ki söze gerek yok cidden.

    Görüşmek üzere
    www.bakbuharika.blogspot.com

  • Deli Anne dedi ki...

    demek gidiyorsunuz Alaska'dan.. istiyordun ya, hakkkınızda en hayırlısı olsun inşallah:)

  • Demlikalem dedi ki...

    :) Tesekkurler Deli Anne, hepimiz icin ins.

Yorum Gönder

 

©Copyright 2011 Demlikalem | ...